17 · İran · Yapım yaklaşık MÖ 518

Persepolis

Bir gecede yakılan başkent, kendi adını bile yüzyıllarca unutturdu.

Şu anki sahip
Bu Eserin İlk Sahibi Sen Ol

Henüz kimse üstlenmedi. Kütüğü senin adın açar — $3 ile.

İlk sahibi ol:$3
Paylaş X WhatsApp Görsel
Sıradaki Durak

Sahiplik Kütüğü

İlk İsim İçin Ayrıldı

Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.

$3

Hikâyesi

MÖ 330: İskender'in ziyafetinde saray tavanları alev alıyor

Bir akşam ziyafetinde, sarayın sedir tavanları altında, dünyanın en büyük imparatorluğunun kalbi alev alıyor. Yıl MÖ 330. Masada Büyük İskender var, yanında ordusu ve epey şarap. Bazı antik kaynaklar ateşi Thais adında Atinalı bir kadının başlattığını, İskender'in ise meşaleyi alıp ona katıldığını yazar. Başka kaynaklar bunun soğukkanlı bir siyasi karar olduğunu söyler: Pers başkenti yakılmalı ki Yunanlar Atina'nın yanmasının intikamını alınmış saysın. Hangisi doğru olursa olsun, sonuç aynıydı. Tavan kirişleri çöktü, sütunlar devrildi ve iki yüz yıla yakın inşaat tek gecede bitti.

Garip olan şu: o gece yanan şehrin kendi adı da külün altında kaldı. Persler buraya Pârsa diyordu. Yunanlar "Perslerin şehri" anlamında Persepolis dediler. Sonraki yüzyıllarda bölge halkı, devasa sütunların arasında yürüyen insanların bu yeri kimin yaptırdığını unuttu; efsanevi şah Cemşid'e bağlayıp Taht-ı Cemşid adını verdi. Gerçek kurucusunun adı ancak on dokuzuncu yüzyılda, çivi yazısı çözüldükten sonra geri geldi.

Bir Dağın Eteğine Taht Kurmak

Her şeyi başlatan, MÖ 518 civarında I. Darius oldu. Darius tahta kanlı bir geçişle çıkmıştı; meşruiyete ihtiyacı vardı ve bunu taşla kurmaya karar verdi. Şiraz'ın kuzeydoğusunda, Marvdasht ovasına bakan Rahmet Dağı'nın eteğini seçti. Önce dağın yamacı oyuldu ve kayayla doldurularak yaklaşık on iki hektarlık yapay bir teras yaratıldı. Sonra bu terasın üstüne saraylar, kabul salonları ve hazine binaları yükseldi.

Darius bitirmeyi görmedi. Oğlu Kserkses tamamladı, torunu I. Artakserkses devam etti. İnşaat neredeyse bir buçuk yüzyıl sürdü. Buradaki imkânsızlık mühendislik değil, ölçekti: tek bir çatıyı taşıyan sütunlar yirmi metreye yaklaşıyordu, Apadana adı verilen kabul salonuna aynı anda binlerce kişi sığıyordu. Bu büyüklükte bir mekânı yalnızca şehrin kendisi için değil, imparatorluğun her köşesinden gelen heyetlerin gözünü korkutmak için yapmışlardı.

Apadana merdivenlerinde yirmi üç halk hediyeleriyle sıraya girmiş

Apadana'nın merdivenlerinde bu heyetler bugün hâlâ yürüyor. Kabartmalarda yirmi üç ayrı halk, ellerinde hediyelerle sıra olmuş: Lidyalılar vazo taşıyor, Hintliler altın tozu, Etiyopyalılar fildişi, Baktriyalılar deve getiriyor. Her birinin kıyafeti, saçı ve sakalı ayrı işlenmiş. Bu, bir imparatorluğun kendini taşa yazdığı en ayrıntılı portredir.

Kimin İçin Yapıldığı Bile Tartışmalı

Persepolis, Pers İmparatorluğu'nun idari başkenti değildi; işler Susa'dan ve Babil'den yürüyordu. Yunan tarihçilerin bu yerden neredeyse hiç bahsetmemesi de bundan. Büyük ihtimalle törensel bir merkezdi, yılın belirli dönemlerinde şahın heyetleri kabul ettiği bir sahne. Yani bu şehir, daha inşa edilirken bile gerçek bir başkentten çok bir gösteri mekânıydı.

Yangından sonra terk edildi ama boşalmadı. Sasaniler burayı biliyor ve saygı duyuyordu; yakınlardaki Nakş-ı Rüstem'e kendi kaya kabartmalarını yaptırdılar. İslam sonrası dönemde bölgeden geçen seyyahlar devasa sütunların önünde durup kimin yaptırdığına dair hikâyeler anlattı. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Avrupalı gezginler çizimlerle döndüler. Ciddi kazı ancak 1930'larda, Chicago Üniversitesi Doğu Enstitüsü ekibinin önce Ernst Herzfeld, sonra Erich Schmidt yönetiminde başlattığı çalışmayla geldi.

Kil Tabletlerin Anlattığı

1933: surların içinden on binlerce Elamca kil tablet çıkıyor

O kazıların en büyük buluntusu bir sütun ya da heykel değildi. 1933 yılında, terasın kuzeydoğu köşesindeki surların içinde, Elamca yazılmış on binlerce kil tablet parçası çıktı. Bunlar büyük siyasi belgeler değil, muhasebe fişleriydi: kime ne kadar arpa, şarap ve koyun verildiğinin kayıtları.

Tam da bu sıradanlıkları yüzünden tarihin en değerli belgeleri arasına girdiler. Tabletler, Persepolis'i inşa edenlerin köle değil, ücret alan işçiler olduğunu gösterdi. Kadın işçilerin isimleri, ustabaşı kadınlar ve yeni doğum yapmış annelere verilen ek tayınlar kayıtlarda duruyor. Erkek çocuk doğuranlara kız çocuk doğuranlardan daha fazla tayın verildiği de aynı kayıtlarda yazıyor. Yunanların "barbar despot" olarak anlattığı bir imparatorluğun kendi elinden çıkan bu fişler, tarihin kimin tarafından yazıldığı sorusuna verilmiş taştan bir cevap gibi.

Bugün

Persepolis 1979'da UNESCO Dünya Mirası listesine girdi. Aynı yıl İran'da devrim oldu ve bu yer, sekiz yıl önce Şah'ın imparatorluğun 2.500. yılını dünya liderleri eşliğinde kutladığı çadır kenti olarak hafızalardaydı. Bugün İran Kültürel Miras Kurumu bakıyor, Şiraz'dan günübirlik gelen ziyaretçiler terasa merdivenden çıkıyor.

Tehdit büyük bir düşman ordusu değil artık. Kabartmaların yüzeyinde yayılan likenler, rüzgârla gelen kum ve yağmurun taşı yavaş yavaş aşındırması var. 2000'lerde yakınlarda yapılan Sivand Barajı'nın bölge nemini artırıp kalker yüzeyleri hızlandıracağı tartışıldı. Yaptırımlar yüzünden uluslararası koruma iş birliğinin zorlaşması da ayrı bir mesele. İskender'in ateşi bir gece sürdü; bugünkü aşınma ise sessiz, yavaş ve her gün devam ediyor.

Kaynaklar Ve İleri Okuma

Daha fazla okumak için kurumsal kayıtlar; hikâyedeki her ayrıntının doğrulandığı anlamına gelmez.

Nerede

Marvdasht, Fars
İran

Marvdasht, Fars Province

29.9355, 52.8916