11 · İspanya · Yapım yaklaşık 1238

Elhamra

Duvarlarında aynı cümle binlerce kez tekrar eder: Allah'tan başka galip yoktur.

Şu anki sahip
Bu Eserin İlk Sahibi Sen Ol

Henüz kimse üstlenmedi. Kütüğü senin adın açar — $3 ile.

İlk sahibi ol:$3
Paylaş X WhatsApp Görsel
Sıradaki Durak

Sahiplik Kütüğü

İlk İsim İçin Ayrıldı

Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.

$3

Hikâyesi

1829 yazında Amerikalı bir yazar, Granada'nın tepesindeki terk edilmiş saraya taşındı. Washington Irving o sırada diplomatik bir görevle İspanya'daydı ve Elhamra'da birkaç oda tutmayı başardı. Sarayın o günkü hali bugünkünden çok uzaktı: avlularda köylüler, sarhoşlar ve kaçaklar yaşıyor, çatılarından otlar bitiyor, fıskiyeler kuru duruyordu. Irving odalarında yaşadığı aylarda duyduğu hikâyeleri topladı ve 1832'de "Elhamra Masalları"nı yayımladı. Kitap Avrupa'da öyle tuttu ki bugünkü turist akınının kökü o kitaptır. Unutulmuş bir harabe, bir yazarın kiracılığıyla yeniden sahip buldu.

İsim Arapça "kırmızı" demek; tepenin toprağı ve surların kil rengi nedeniyle. Bu tepede 9. yüzyılda bir kale olduğu biliniyor ama bugünkü Elhamra'nın hikâyesi 1238'de başlar. O yıl Muhammed ibn el-Ahmer, Kastilya'nın ilerleyişi karşısında sıkışmış küçük bir emirliği Granada'da kurdu ve sarayını bu tepeye taşıdı. Nasri hanedanı iki buçuk yüzyıl burada hüküm sürdü; İber Yarımadası'ndaki son Müslüman devletti ve çoğu zaman Kastilya'ya vergi ödeyerek ayakta kaldı. Sarayın yaldızlı odaları, tam da bu kırılgan dengenin içinde yapıldı.

Darro'dan gelen kanal suyu tepeye, havuzlara taşıyor

Elhamra bir saray değil, bir küçük şehir. Batı ucunda askeri kale Alcazaba, ortada hanedan sarayları, doğuda işçi ve zanaatkâr mahallesi, yukarıda ise yazlık saray Generalife. Hepsini ayakta tutan şey su. Darro Nehri'nden açılan yaklaşık altı kilometrelik bir kanal, suyu tepeye kadar getirip avlulara, havuzlara, odaların içinden geçen küçük kanallara dağıtıyordu. Hatta bazı odalarda su döşemenin içinden akıyordu. Kurak bir tepenin üstünde bu kadar suyun sesi, gücün asıl gösterisiydi.

Sarayı yaptıranlar, kendilerini ziyaret edenlerin ne göreceğini de planlamıştı. Comares Kulesi'ndeki Elçiler Salonu, sultanın yabancı heyetleri kabul ettiği yerdi: ziyaretçi karanlık ve dar bir koridordan geçip birden yüksek, ışıklı, her santimi işlenmiş bir salona çıkar; sultan ise sırtı şehre bakan pencerelere dönük oturduğu için ışığın içinde, yüzü zor seçilen bir siluet olarak görünürdü. Pazarlık masasına oturmadan önce karşı tarafı küçük hissettirmenin mimari yolu buydu.

Aslanlı Avlu: on iki mermer aslanın taşıdığı havuz

Bugün gezdiğiniz en ünlü bölümler 14. yüzyılın: Comares Sarayı Yusuf I döneminde, Aslanlı Avlu Muhammed V döneminde yapıldı. Aslanlı Avlu'nun ortasındaki havuzu on iki mermer aslan taşır; havuzun kenarında şair İbn Zemrek'in suyun kendisini konuşturduğu bir şiiri yazılıdır. İki Kız Kardeş Salonu'nun tavanı, petek gibi üst üste binen binlerce küçük alçı hücreden oluşur ve yukarı baktığınızda nerede bittiğini kestiremezsiniz. Duvarlar boydan boya yazı: Kur'an ayetleri, şiirler ve hanedanın sloganı "Allah'tan başka galip yoktur", sayılamayacak kadar çok kez.

Bir şeyi hayal etmek gerekiyor: bütün bu alçı süslemeler bugün bej ve beyaz ama yapıldığında boyalıydı. Kırmızı, mavi, altın. Pigment izleri hâlâ çıkıyor. Nasri sultanlarının gördüğü Elhamra, bugünkü solgun zarafetten çok daha gürültülü bir yerdi.

1492'nin ilk günlerinde son emir Boabdil şehrin anahtarlarını Kastilyalı İsabel ve Aragonlu Fernando'ya teslim etti. Saray Hristiyan krallığın mülkü oldu ve neredeyse hemen değiştirilmeye başlandı. Torunları Şarlken 1527'de sarayın göbeğine, Nasri odalarının yanına, dairesel avlulu devasa bir Rönesans sarayı yaptırdı; hiçbir zaman tam bitmedi ve yüzyıllarca çatısız kaldı. Cami yıkılıp yerine kilise geldi. Sonra saray sarayı gözden düştü: garnizon, hapishane, depo.

1812: mayınlanan kuleler ve fitilleri kesen asker

1812'de Napolyon'un geri çekilen birlikleri kuleleri mayınladı ve birkaçını havaya uçurdu. Anlatılan hikâyeye göre sakat bir İspanyol asker fitilleri kesip gerisini kurtardı; ne kadarı efsane, bilinmiyor. 1821'de bir deprem sarsıntı ekledi. Irving'in bulduğu harabe buydu.

  1. yüzyılın ikinci yarısında Contreras ailesinden restoratörler saraya "daha Doğulu" görünmesi için kendi kafalarından eklemeler yaptı; Aslanlı Avlu'daki pavyonlardan birine oryantal bir kubbe oturttular. 1920'lerde Leopoldo Torres Balbás bu uydurma katmanların çoğunu söktü ve restorasyonu belgeye dayalı bir işe çevirdi. Bugün gördüğünüz Elhamra, her dönemin üzerine bıraktığı iz ayıklanarak ortaya çıkmış bir yer.

Krallar Salonu'nun tavanlarında deri üzerine yapılmış figürlü resimler var; av sahneleri, şövalyeler, oturan on hükümdar. İslam sanatında figür resminin bu kadar merkezi bir yerde durması şaşırtıcıdır ve ressamların Hristiyan ustalar olma ihtimali tartışılıyor. Aslanlı Avlu'nun on iki aslanı ise 2002'de yerinden kaldırıldı, on yıl boyunca tek tek temizlendi ve 2012'de geri döndü.

Bugün Elhamra ve Generalife, Endülüs bölgesel hükümetine bağlı bir kurum tarafından yönetiliyor; 1984'ten beri UNESCO listesinde. Yılda yaklaşık iki buçuk milyon ziyaretçi alıyor ve Nasri sarayları için günlük bilet sayısı sınırlı; çoğu zaman haftalar öncesinden tükeniyor. En büyük kaygı kalabalık değil, alçı: bu süslemeler nem, ısı ve insan nefesiyle yavaş yavaş ufalanıyor. Yedi yüz yıllık duvarların kaderi, her gün içinden geçen binlerce kişinin soluğuna bağlı.

Nerede

Granada
İspanya

Calle Real de la Alhambra, s/n, 18009 Granada

37.1761, -3.5881