49 · Hindistan · Yapım 1648
Kızıl Kale
Tavus Tahtı buradan söküldü, saraylarının çoğu yıkıldı, kırmızı duvarları hâlâ yerinde.
Hindistan eserlerine harcanan toplam $100 olduğunda açılır.
Sahiplik Kütüğü
Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.
Hikâyesi
Mart 1739'da Delhi'ye giren İran hükümdarı Nadir Şah, kalenin en özel salonuna, Divan-ı Has'a girdi ve orada duran tahtı beğendi. Tavus Tahtı deniyordu; yıllar süren bir kuyumcu emeğiydi, kıymetli taşlarla kaplıydı, Mughal hanedanının en pahalı tek nesnesiydi. Nadir Şah tahtı söktürdü, kervanına yükletti ve İran'a götürdü. O seferden çıkardığı ganimetin büyüklüğü, ülkesine döndüğünde birkaç yıllığına vergi toplamayı bırakabilecek kadar büyüktü.
Tahtın durduğu salonun duvarında Farsça bir beyit yazılıdır: "Yeryüzünde bir cennet varsa, işte burasıdır, işte burasıdır, işte burasıdır." Beyit yerinde kaldı. Taht gitti ve bir daha bütün hâlde görülmedi.
Bir Başkent Kurma Kararı
Kalenin varlık sebebi bir taşınma kararı. Şah Cihan, Mughal başkentini Agra'dan Delhi'ye almaya karar verdi ve Yamuna Nehri kıyısında kendi adını taşıyan yeni bir şehir kurdu: Şahcihanabad. Kızıl Kale bu şehrin çekirdeğiydi, sarayı ve yönetim merkeziydi. İnşaat 1639'da başladı, dokuz yıl sürdü, 1648'de tamamlandı. Duvarlar bölgenin kırmızı kumtaşındandı; adı buradan geliyor.
İçerisi savunma yapısından çok bir saray şehriydi. Halka açık dinleyiş salonu Divan-ı Am, elçilerin ve vezirlerin kabul edildiği Divan-ı Has, mermer köşkler, hamam, bir cami, bahçeler. Bütün önemli yapıları birbirine bağlayan tek bir su kanalı vardı: Nehr-i Behişt, yani Cennet Irmağı.
Su Yamuna'dan alınıyor, kanallarla kalenin duvarına kadar getiriliyor, sonra mermer oluklardan geçerek odadan odaya akıyordu. Delhi yazının kırk beş dereceyi bulduğu bir şehirde bu bir soğutma sistemiydi, ama aynı zamanda bir iddiaydı: sarayın tamamı tek bir bahçe gibi düşünülmüştü ve su hepsinin içinden geçiyordu.
Kalenin ana girişi hakkında anlatılan bir hikâye de var. Evrengzib tahta çıktıktan sonra Lahor Kapısı'nın önüne savunma amaçlı bir ön duvar ekletti. Hapisteki babasının bunu duyunca "güzel bir kadının yüzüne çekilmiş peçe" dediği rivayet edilir. Sözün kaynağı sağlam değil, ama ön duvar hâlâ orada ve kapıyı gerçekten gizliyor.
Kalenin Yarısının Yok Olduğu Yıl
1857'de Meerut'tan gelen isyancı askerler kaleye girdi ve yıllardır sembolik bir hükümdar olarak yaşayan yaşlı Bahadır Şah Zafer'i ayaklanmanın başına geçirdi. Zafer'in ordusu yoktu, hazinesi yoktu, kalenin duvarları dışında hükmü de yoktu; seksen yaşına yaklaşmış, çoğu vaktini şiir yazarak geçiren biriydi. Ama Mughal adı hâlâ bir şey ifade ediyordu ve isyancıların ihtiyacı olan tam da oydu. Aylarca kale, kendi askerlerini doyuramayan bir hükümetin merkezi gibi çalıştı. Eylülde İngiliz kuvvetleri Delhi'yi geri aldı. Zafer yakalandı, kendi sarayının salonlarından birinde yargılandı, Rangoon'a sürüldü ve orada öldü. Mughal hanedanı üç yüz yıl sonra, bir mahkeme kaydıyla sona erdi.
Asıl kayıp bundan sonra oldu. Kale bir garnizona çevrildi ve içerideki yapıların büyük bölümü yıkıldı. Mermer köşkler, bahçeler, servis binaları, hanedanın gündelik hayatının geçtiği yapılar gitti; yerlerine sıra sıra, düz ve dikdörtgen kışla dikildi. Duvar kaldı, çünkü duvarın askeri bir işlevi vardı. Arkasındaki saray kalmadı, çünkü yoktu. Bugün kalenin içinde gezerken hissedilen o tuhaf boşluk, tasarımın parçası değil; yıkımdan artakalan alan. Ayakta kalan birkaç mermer köşkün arasındaki geniş çimenlik, aslında bir sarayın yer planı.
Londra'ya Giden Panel
Divan-ı Am'da imparatorun oturduğu mermer nişin arkasında, taşa gömülü renkli taşlarla yapılmış paneller vardı. Bunlardan biri lir çalan bir figürü, çevresinde onu dinleyen hayvanlarla birlikte gösteriyor — Yunan mitolojisindeki Orpheus sahnesi. Panelin bir Avrupalı ustanın elinden çıktığı düşünülüyor. Mughal sarayında, imparatorun tam arkasında, bir Yunan müzisyeni.
Bu paneller 1857'den sonraki yıllarda duvardan söküldü ve parçalar İngiltere'ye gitti. Yirminci yüzyılın başında Lord Curzon'un girişimiyle bir kısmı geri getirilip yerine takıldı. Yani bugün baktığınız nişin bazı taşları Delhi'den Londra'ya gidip geri dönmüş durumda.
Bugün
1947'den beri her 15 Ağustos'ta Hindistan başbakanı Lahor Kapısı'nda bayrağı çekiyor ve konuşmasını buradan yapıyor. Kale 2003'e kadar Hindistan ordusunun elindeydi; o yıl Arkeolojik Araştırma Kurumu'na devredildi. 2007'de UNESCO Dünya Mirası listesine girdi.
Bugünkü tehdit gösterişli değil: Delhi'nin havası. Kumtaşı gözenekli bir taş ve kirlilik yüzeyde birikiyor, mermer sararıyor. Yamuna'nın kalenin dibinden geçtiği zamanlar geride kaldı, nehir yatağını değiştirdi ve suyun geldiği kanallar yüzyıl önce kurudu. Cennet Irmağı'nın mermer olukları hâlâ duruyor, sadece boşlar.
Nerede
Netaji Subhash Marg, Lal Qila, Chandni Chowk, New Delhi 110006
28.6562, 77.2410