Sahiplik Kütüğü
Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.
Hikâyesi
Yaşlı bir adam, seksenine yaklaşmış, Edirne'de bir şantiyenin ortasında duruyor. Arkasında elli yıllık bir kariyer ve yüzlerce yapı var; İstanbul'un siluetini büyük ölçüde o çizmiş. Ama aklında hâlâ bir hesap duruyor: Ayasofya'nın kubbesi. Bin yıldır kimse onu geçememiş ve imparatorluğun mimarları hakkında "Hristiyanların yaptığını yapamazlar" diye konuşulduğunu duymuş. Bu adam Mimar Sinan ve Selimiye onun cevabı.
Hikâyeyi Sinan'ın arkadaşı Sâî Mustafa Çelebi'nin kaleme aldığı hatıratından biliyoruz. Sinan orada Şehzade Camii'ni çıraklık, Süleymaniye'yi kalfalık, Selimiye'yi ise ustalık eseri olarak anlatır. Elli yıl boyunca İstanbul'da saray için çalışmış bir mimarın, kendi zirvesini başkentte değil, imparatorluğun eski başkenti Edirne'de görmesi tesadüf değil. Burada daha geniş bir arsa, daha az baskı ve boşluğa yalnız yükselecek bir yapı vardı.
Neden Edirne
Camiyi II. Selim yaptırdı. İnşaat 1568'de başladı, 1574'te büyük ölçüde tamamlandı ve 1575'te açıldı. Selim'in Edirne'yi seçmesinin bir sebebi şehri sevmesi, bir sebebi de bu şehrin Osmanlı için anlamıydı: İstanbul'un fethinden önce başkent burasıydı ve padişahlar Avrupa seferlerine buradan çıkıyordu. Sinan ise şehrin en yüksek noktasındaki düzlüğü seçti. Bugün Edirne'ye hangi yönden gelirseniz gelin, gördüğünüz ilk şey dört minaredir.
Sinan'ın çözmeye çalıştığı problem şuydu: büyük bir kubbeyi, içerdeki mekânı bölmeden nasıl taşırsınız? Süleymaniye'de Ayasofya'nın yarım kubbeli düzenini kullanmıştı. Selimiye'de bunu bıraktı. Kubbeyi sekiz devasa ayağın üstüne oturttu ve ayakları duvarlara yaklaştırarak ortayı tamamen boşalttı. Sonuç, içeri girdiğinizde tek bakışta kavradığınız, hiçbir sütunun görüşü kesmediği bir salon. Kubbenin çapı 31 metreyi biraz geçiyor ve Ayasofya'nınkiyle neredeyse aynı. Sinan'ın iddiası geçmek miydi, yoksa eşitlemek mi, yüzyıllardır tartışılıyor; kesin olan, bu kubbenin Ayasofya'dan daha ince duvarlarla, daha az destekle ve çok daha kısa sürede ayakta durduğu.
Dört minare, her biri yaklaşık 71 metre, dönemin en yüksekleri. Ama asıl numara içlerinde: minarelerden ikisinin içinde, birbirini hiç görmeyen üç ayrı merdiven var. Üç müezzin aynı anda üç ayrı şerefeye çıkabiliyor ve yolda karşılaşmıyor.
Top Mermisi Ve Askerler
II. Selim camiyi bitmiş halde görmedi; 1574'ün son günlerinde öldü. Cami onun adını taşıdı ama Edirne'nin tarihiyle birlikte sarsıldı. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nda şehir Rus ordusu tarafından işgal edildi. 1913'te Balkan Savaşı'nda Bulgar kuşatması aylarca sürdü; şehre düşen top mermilerinden bazıları caminin kubbesine ve avlusuna isabet etti. Bugün kubbede bir mermi izi hâlâ gösterilir. Cumhuriyet döneminde Edirne sınır şehri oldu, eski başkent havasını kaybetti ve Selimiye büyük imparatorluğun artık var olmadığı bir kasabanın ortasında kaldı.
Yapının etrafı da değişti. Caminin altından geçen Arasta çarşısı, Sinan'ın ölümünden sonra III. Murad döneminde mimar Davud Ağa tarafından eklendi ve geliri caminin bakımına ayrıldı. Dört yüz elli yıldır bu dükkânlarda alışveriş yapılıyor.
Ters Lale
Paylaşmaya değer detay müezzin mahfilinin mermer ayağında. Oraya, diğer tüm süslemelerin aksine, baş aşağı duran tek bir lale işlenmiş. Edirne'de anlatılan hikâyeye göre arsanın üstünde bir lale bahçesi varmış, sahibi yerini vermek istememiş, sonunda razı olmuş ama lalesinin anılmasını şart koşmuş; Sinan da laleyi ters çevirerek hem sözünü tutmuş hem ders vermiş. Hikâyenin doğruluğunu kimse kanıtlayamaz. Ama lale orada ve her ziyaretçiye gösteriliyor.
Bir de caminin içindeki ışık meselesi var. Sinan yüzlerce pencereyle kubbenin altını aydınlatmış; sabah ve akşam farklı yönlerden vuran güneş, mekânı saat saat değiştiriyor. İçeride bir saat oturan biri, aynı camiyi birkaç kez görmüş gibi çıkar.
Bugün
Selimiye Camii ve külliyesi 2011'de UNESCO Dünya Mirası listesine girdi. Bakımından Vakıflar Genel Müdürlüğü sorumlu ve cami hâlâ beş vakit açık, ibadet eden bir cemaat var. 2021'de kubbenin kurşun kaplamasından minare şerefelerine kadar uzanan kapsamlı bir restorasyon başladı ve cami yıllarca iskele arkasında kaldı.
Tehdit savaş değil artık. Trakya'nın deprem riski, dört yüz elli yıllık taşın yorulması ve nem var. Bir de daha sessiz bir sorun: Sinan'ın bu yapıyı yalnız dursun diye seçtiği tepenin etrafı yavaş yavaş doluyor. Selimiye'nin şehre hâkim olması için değil, şehrin Selimiye'yi görmeye devam etmesi için çaba harcanıyor.