86 · Türkmenistan · Yapım yaklaşık MÖ 250
Merv
Bir dönem dünyanın en büyük şehriydi; her hanedan yenisini yanına kurdu.
Kütükteki toplam hacim $11.000 olduğunda açılır.
Sahiplik Kütüğü
Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.
Hikâyesi
Türkmenistan'ın güneyinde, Karakum çölünün kenarında, düz bir ovada tek başına duran kübik bir yapı var. Üstünde kubbe, gövdesi kerpiç ve tuğla, çevresi boş. Bu, Selçuklu sultanı Sencer'in türbesi ve bir zamanlar dünyanın en kalabalık şehirlerinden birinin ortasında duruyordu.
Şehrin adı Merv. Bugün geriye kalan, çölde birbirinden ayrı duran surlar, kule kalıntıları ve bu türbe.
Suyun Bittiği Yerde Bir Şehir
Merv'in varlığı tek bir şeye bağlıydı: Murgab nehri. Nehir kuzeye doğru akar ve çölde kaybolur; kaybolmadan önceki son verimli alanda Merv kuruldu. Şehir, nehirden ayrılan kanallarla sulanan bir vaha üzerine oturuyordu.
Bu konum onu İpek Yolu'nun ana hattı üstüne yerleştirdi. Doğudan Çin'e, batıdan İran ve Akdeniz'e, güneyden Hindistan'a giden yollar burada kesişiyordu. Şehir bir kavşak olduğu için büyüdü — kervanların su bulmak zorunda olduğu tek noktaydı.
Yan Yana Kurulmuş Şehirler
Merv'in en sıra dışı yanı, aslında tek bir şehir olmaması. Alanda birbirine bitişik ama ayrı ayrı surlarla çevrili birkaç kentsel alan var.
En eskisi Erk Kala, sonra onu içine alan Gäwürgala, sonra Selçuklu döneminin Soltangala'sı, sonra Timurlu dönemin Abdullah Han Kala'sı. Her yeni hanedan, eski şehri yıkıp üstüne kurmak yerine, yanına yeni bir şehir kurdu ve eskisini bıraktı.
Bu yüzden Merv, üst üste binmiş katmanları kazarak okunan çoğu antik şehirden farklı. Burada dönemler yan yana duruyor. Bir dönemin sokak planını görmek için başka bir dönemi kazıp geçmek gerekmiyor; sadece birkaç yüz metre yürümek yetiyor.
Kütüphaneler Ve Gözlemevi
- yüzyılda, Selçuklu döneminde Merv zirvesindeydi. Bazı tahminlere göre o sıralarda dünyanın en kalabalık şehriydi. Kaynaklarda çok sayıda kütüphaneden söz edilir; dönemin coğrafyacıları buradaki kitap koleksiyonlarını ayrıca anlatır.
Sultan Sencer'in türbesi de bu döneme ait. Yapının kubbesi çift kabuklu: içeride bir kubbe, dışarıda ondan ayrı ikinci bir kubbe. Bu teknik, dışarıdan görkemli bir yükseklik verirken içerideki mekânın orantısını bozmamayı sağlıyor ve sonraki yüzyıllarda bölgenin mimarisinde standart hâle geliyor.
Anlatılana göre yapıyı gören bir gezgin, kubbenin mavi çinisinin bir günlük mesafeden görülebildiğini yazmış.
1221
1221'de Moğol ordusu şehri aldı. Kaynaklardaki ölü sayıları çok yüksek ve büyük olasılıkla abartılı; ama şehrin bir daha eski büyüklüğüne dönmediği kesin. Sulama kanalları tahrip edildi, ve bu kurak bir vahada nüfusun geri gelmesini imkânsız kılan türden bir hasar.
Sonraki yüzyıllarda alanda daha küçük yerleşimler kuruldu, ama hiçbiri o ölçeğe yaklaşmadı. 19. yüzyıla gelindiğinde Merv, çölde dağınık kalıntılardan ibaretti.
Bugün
Merv 1999'da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi. Alan çok geniş ve büyük ölçüde kazılmamış durumda — bu bir eksiklik değil, koruma açısından bir avantaj.
Buradaki asıl tehdit malzemenin kendisi. Yapıların büyük bölümü kerpiç ve pişmiş tuğla; ikisi de yağmura, rüzgâra ve tuza karşı savunmasız. Sulamanın değiştirdiği yeraltı su seviyesi tuzu yukarı taşıyor ve tuz duvarların içinde kristalleşerek tuğlayı içeriden parçalıyor. Türbenin kubbesi ayakta, ama çevresindeki sur hatlarının bir kısmı yıldan yıla gözle görülür biçimde alçalıyor.