Sahiplik Kütüğü
Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.
Hikâyesi
Yolun kenarında durup aşağı bakıyorsunuz. Ayağınızın altında, kırmızımsı volkanik kayanın içine oyulmuş bir çukur; çukurun ortasında ise üstten bakıldığında kusursuz bir haç biçiminde, yaklaşık on iki metre derinliğinde bir kilise. Bete Giyorgis, yani Aziz Georgios Kilisesi. Çatısı hizasında durduğunuz zeminle aynı seviyede. İçine girmek için yukarı değil, kayanın içine oyulmuş bir tünelden aşağı iniyorsunuz. Burada hiçbir şey üst üste konulmadı; her şey çıkarıldı.
Etiyopya'nın kuzeyindeki dağlık bölgede, deniz seviyesinden iki bin beş yüz metre yükseklikte bu tür on bir kilise var. Hepsi tek parça kayadan, yukarıdan aşağıya kazılarak yapıldı. Önce çatı seviyesi belirlendi, sonra kayanın etrafı oyularak bina bloğu açığa çıkarıldı, en sonunda o bloğun içi boşaltılıp sütunlar, kemerler, pencereler ve oymalar bırakıldı. Tek bir hata, eklenecek bir taşla düzeltilemezdi. Yanlış yere vurulan keski, kaybedilmiş bir duvar demekti.
Yeni Bir Kudüs
Geleneksel anlatıya göre kiliseleri Zagwe hanedanından Kral Lalibela yaptırdı. On ikinci yüzyılın sonu ile on üçüncü yüzyılın başı arasında hüküm sürdü. Aynı dönemde, 1187'de Kudüs Selahaddin Eyyubi'nin eline geçmişti ve Etiyopyalı Hristiyanlar için Kutsal Topraklara hac giderek zorlaşıyordu. Lalibela'nın cevabı, hacıların gidemediği şehri kendi krallığına taşımaktı.
Bu sadece bir metafor değildi. Kiliseleri ikiye bölen küçük dereye Yordanos, yani Ürdün Nehri adı verildi. Kiliselerden birine Golgota dendi. Kutsal mezarın bir benzeri bile yapıldı. Lalibela'nın kendi adı o zamana kadar Roha olan kasabaya verildi. Etiyopya Ortodoks geleneğinde kral, gelecekte aziz ilan edildi; efsaneye göre insanlar gündüz çalışırken melekler geceleri devam etmiş ve tüm kiliseler yirmi üç yılda bitmiş.
Bu tarihleme bugün tartışılıyor. Bazı araştırmacılar bazı yapıların Lalibela'dan çok daha önce, belki başka amaçlarla oyulduğunu ve kralın var olanı yeniden düzenleyip tamamladığını savunuyor. Kesin olan şu: tek bir bina değil, birbirine tünellerle, hendeklerle ve geçitlerle bağlı bütün bir kompleks var ve bu şehir planı tesadüfen oluşmadı.
Kimse İnanmayacak Diye Yazdı
On altıncı yüzyılın başında, Portekiz'den gelen bir elçilik heyetinin içindeki rahip Francisco Álvares kiliseleri gördü. Avrupa'ya döndüğünde yazdığı kitapta, anlattıklarının abartı sanılacağından çekindiğini, bu yüzden gördüklerinden daha azını yazdığını itiraf etti. Avrupa'da kimsenin böyle bir şeyin var olabileceğine inanmayacağını düşünüyordu.
Ondan sonraki yüzyıllarda Lalibela büyük ölçüde dış dünyanın gözünden uzak kaldı. Zagwe hanedanı devrildi, yeni hanedanlar başkenti başka yerlere taşıdı. Ama kiliseler boşalmadı. Tam tersine: sekiz yüz yıldır her sabah ayin yapılıyor. Burası bir ören yeri değil, halen faal bir ibadet merkezi. Her Ocak ayında, Etiyopya Noeli olan Genna'da on binlerce hacı beyaz giysiler içinde kasabaya yürüyor ve sabaha kadar kiliselerin etrafında bekliyor.
Kayanın İçindeki Şehir
Burayı paylaşılmaya değer kılan detay şu: on bir kiliseyi birbirine bağlayan tünellerden bazıları zifiri karanlık ve bilerek öyle bırakılmış. Hacılar bunlardan birine elleriyle duvarı yoklayarak giriyor; gelenekte bu geçiş cehennemi temsil ediyor, öbür uçtaki ışık ise cenneti. Yani mimari, bir inanç sistemini yalnızca sembollerle değil, bedeninizle yaşatacak şekilde tasarlanmış.
Bir de ölçü meselesi var. Bete Medhane Alem, yani Dünyanın Kurtarıcısı Kilisesi, dünyanın tek parça kayadan oyulmuş en büyük kilisesi kabul ediliyor ve bugün hâlâ bölgenin en kalabalık ayinlerine ev sahipliği yapıyor. Dışarıdan sütunlu bir Yunan tapınağını andırıyor ama hiçbir sütunu dikilmedi; hepsi etrafındaki kaya kaldırıldığı için ortaya çıktı.
Bugün
Kiliseler 1978'de UNESCO Dünya Mirası listesine girdi. Bakımı Etiyopya Ortodoks Tevahedo Kilisesi ile devlet paylaşıyor ve aralarındaki denge her zaman kolay olmadı. 2000'lerde yağmurdan korumak için bazı kiliselerin üzerine devasa çelik ve membran sundurmalar kuruldu; sundurmalar kayayı korudu ama manzarayı bozdu ve bölge halkı arasında hâlâ tartışılıyor.
Asıl tehdit kayanın kendisi. Volkanik tüf yumuşak bir taş; yağmur suyu emiyor, çatlıyor, yüzeyden dökülüyor. Sekiz yüz yıllık aşınma, bazı cephelerde oyma detayları zaten silmiş durumda. Buna 2021'de Tigray savaşının kasabaya kadar ulaşması eklendi; Lalibela birkaç kez el değiştirdi, turizm durdu, restorasyon ekipleri çekildi. Kiliseler hasar almadan atlattı ama bu bölgede barışın ne kadar kırılgan olduğunu herkes gördü. Yine de her sabah, hâlâ, ayin var.
Kaynaklar Ve İleri Okuma
Daha fazla okumak için kurumsal kayıtlar; hikâyedeki her ayrıntının doğrulandığı anlamına gelmez.