Sahiplik Kütüğü
Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.
Hikâyesi
Anlatının en eski hali şöyle: Sur'dan kaçan bir kadın, birkaç gemilik maiyetiyle Kuzey Afrika kıyısına çıkar ve yerlilerden toprak ister. Ona bir öküz derisinin kaplayacağı kadar yer verilir — açıkça alay etmek için. Kadın deriyi kıl inceliğinde şeritlere kestirir, şeritleri uç uca ekletir ve bütün bir tepeyi çevreler. Antik yazarlar bu kadına Elissa ya da Dido, tepeye de Byrsa der; Yunancada "öküz derisi" demektir.
Hikâyenin sorunu şu: Byrsa adı büyük ihtimalle Yunanca değil. Fenike dillerinde "kale" anlamına gelen bir kelimeyle akrabaymış gibi duruyor. Yani Kartaca'nın kuruluş efsanesi, muhtemelen bir yanlış duymadan doğdu — birileri yabancı bir kelimeyi kendi dilinde tanıdık bir sese benzetti, sonra o sese uyan bir hikâye anlattı.
Toprağın Değil, Geçidin Devleti
Kartaca'yı Fenikeliler kurdu; geleneksel tarih milattan önce 814, arkeolojik buluntular ise 9. yüzyılın sonlarına işaret ediyor. Kurucular çiftçi değil tüccardı, ve seçtikleri yer bunu ele veriyor. Şehir, iki lagünün arasındaki bir yarımadanın üstünde, Sicilya ile Afrika kıyısı arasındaki dar boğaza bakıyor. Akdeniz'in doğusundan batısına giden hemen her gemi o boğazdan geçmek zorundaydı.
Kartaca da o yüzden kara imparatorluğu kurmaya çalışmadı. Limanlar, antrepolar, tersaneler ve anlaşmalar üzerinden bir ticaret ağı kurdu: İber Yarımadası'ndan gümüş, kuzeyden kalay, güneyden fildişi ve altın. Amiral Hanno'nun Atlas Okyanusu kıyısı boyunca güneye indiği yolculuğun kaydı bile Yunancaya çevrilerek günümüze ulaştı.
Şehrin iki limanı vardı. Dıştaki dikdörtgen ticaret limanıydı; oradan dar bir kanalla geçilen içteki liman ise kusursuz bir daireydi ve tam ortasında yapay bir ada duruyordu. Adanın ve rıhtımın çevresi baştan sona savaş gemisi barınaklarıyla kaplıydı. Antik bir kaynak burada iki yüz yirmi gemilik yer olduğunu yazar. Dışarıdan bakan bir yabancı içeride kaç gemi olduğunu göremezdi; liman, bir sır olacak şekilde tasarlanmıştı. Bugün Salammbô mahallesinde iki gölcük hâlâ o şekli koruyor.
Roma İle Üç Kez
Birinci savaş milattan önce 264'te Sicilya yüzünden başladı ve yirmi üç yıl sürdü. Kartaca kaybetti, adayı ve ağır bir tazminatı verdi. İkincisinde Hannibal ordusuyla İspanya'dan yola çıktı, Alpleri filleriyle aştı ve on beş yıl boyunca İtalya'nın içinde savaştı; Cannae'de Roma'nın o güne dek gördüğü en ağır yenilgiyi verdirdi. Ama Roma masaya oturmayı reddetti, savaşı Afrika'ya taşıdı ve 202'de Zama'da işi bitirdi.
Kartaca donanmasını ve topraklarını kaybetti, sonra tarımla yeniden zenginleşti. Roma'yı asıl rahatsız eden buydu. 149'da senato önce silahların teslimini istedi, teslim alındıktan sonra da şehrin boşaltılıp kıyıdan on beş kilometre içeride yeniden kurulmasını. Kartacalılar bunu reddetti.
Kuşatma üç yıl sürdü. Son saldırıda çarpışma limandan Byrsa tepesine kadar sokak sokak, ev ev, kat kat ilerledi ve altı gün sürdü. Şehir yakıldı, sağ kalanlar köle olarak satıldı. Polybios, orada komutanın yanında duruyordu ve onun yanan şehre bakıp Troya'nın düşüşüyle ilgili Homeros dizelerini mırıldandığını yazar; adam bir gün aynı şeyin Roma'nın başına geleceğini düşünüyordu.
Tuzun Olmadığı Hikâye
Herkesin bildiği detay şudur: Romalılar toprağa tuz ekip bir daha hiçbir şey yetişmesin diye lanetlemiş. Sorun, hiçbir antik metinde bunun yazmaması. Tuz hikâyesi ancak modern dönem tarih kitaplarında ortaya çıkıyor ve oradan bütün ders kitaplarına yayılıyor.
Gerçekte olan şu: bir yüzyıl sonra Roma aynı yere kendi şehrini kurdu. Augustus döneminde resmen kolonileştirilen Kartaca, Afrika eyaletinin başkenti ve Roma'yı besleyen tahıl limanı oldu; batı imparatorluğunun en kalabalık şehirlerinden biri haline geldi. Bugün ayakta duran devasa Antoninus hamamları o dönemin işi.
En güzel kısmı da burada: Romalı mühendisler Byrsa tepesinin üstüne forum yapmak için tepenin zirvesini tıraşladılar ve dolgunun altında bir Pön mahallesi kaldı. Sokaklar, evler, sarnıçlar. Yani bugün elimizdeki en iyi korunmuş Kartaca mahallesi, tam da onu gömen inşaat sayesinde duruyor.
Bugün
Kartaca artık Tunus'un bir banliyösü; kalıntılar tek bir alan değil, konut mahallelerinin arasına dağılmış parçalar. Şehir 439'da Vandallara, 533'te Bizans'a, 7. yüzyılın sonunda Arap fetihlerine geçti ve sonunda ticaret Tunus'a kaydıkça sessizleşti.
Alan 1979'dan beri UNESCO Dünya Mirası listesinde. Bugünkü asıl tehdit ne deprem ne ordu: kentleşme baskısı. Kazılmamış parseller villalara ve yollara yakın, ve alanın sınırları yıllardır tartışma konusu. Tophet denen alandaki, içinde yakılmış bebek kalıntıları bulunan urne mezarlığı ise hâlâ akademik tartışma halinde — antik yazarların anlattığı çocuk kurbanı mı, yoksa erken yaşta ölenlere ayrılmış bir mezarlık mı, kesin cevap yok.