Sahiplik Kütüğü
Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.
Hikâyesi
Bir sonbahar sabahı, Amon tapınağının büyük sütunlu salonunda bir sütun yana kaydı. Yanındakine yaslandı, o da bir sonrakine. Birkaç saniye içinde on bir sütun sırayla devrildi ve otuz üç yüzyıldır üst üste duran taş tamburlar avluya saçıldı. Yıl 1899'du, tapınağın başında Fransız arkeolog Georges Legrain vardı ve ömrünün geri kalanının büyük kısmını o tamburları numaralayıp yeniden dikmeye harcadı.
Sebep deprem ya da yağma değildi. Temeller zayıftı ve altlarındaki taban suyu yüzyıllar boyunca yükselmişti. Bugün o salonda başınızı kaldırıp baktığınız sütunların bir kısmı, bir kez yere düşüp tekrar toplanmış sütunlardır. Karnak'ın hikâyesi böyle bir hikâye: hiç kimse bu yapıyı bir kerede yapmadı, hiç kimse de bir kerede kaybetmedi.
Otuz Firavunun Ortak Şantiyesi
Karnak tek bir tapınak değil, üç ayrı kutsal alanın toplandığı bir kompleks. Merkezinde Amon-Ra'nın tapınağı var; yanında tanrıça Mut'un ve savaş tanrısı Montu'nun kendi çevrili alanları duruyor. Mısırlılar buraya Ipet-sut diyordu, kabaca "yerlerin en seçkini".
İşin başlangıcı mütevazı. Orta Krallık döneminde, kabaca dört bin yıl önce, burada küçük bir tuğla tapınak vardı. Sonra Teb şehri yükseldi, şehrin yerel tanrısı Amon ülkenin baş tanrısı oldu ve her yeni firavun kendi meşruiyetini buraya taş ekleyerek ilan etmeye başladı. Yeni bir pilon, yeni bir avlu, yeni bir dikilitaş. Bu iki bin yıl sürdü. Ptolemaioslar ve Romalılar bile devam etti. Sonuç, tek bir mimarın aklından çıkmamış, üst üste yığılmış bir şehir.
En bilinen bölümü büyük hipostil salonu. Yüz otuz dört sütun, on altı sıra halinde, yaklaşık beş bin metrekarelik bir alanı kaplıyor. Ortadaki on iki sütun diğerlerinden belirgin şekilde yüksek; tepelerinde açılmış papirüs çiçeği biçiminde başlıklar var, kenarlardakiler ise henüz açılmamış papirüs tomurcuğu. Salonun içine girdiğinizde aslında taşa çevrilmiş bir bataklığın içinde yürüyorsunuz. Salonun büyük kısmı I. Seti ve oğlu II. Ramses döneminde tamamlandı.
Sildikleri Ve Sakladıkları
Karnak aynı zamanda Mısır'ın hafıza kavgalarının yapıldığı yer. Hatşepsut buraya devasa dikilitaşlar diktirdi; ayakta kalan biri yaklaşık otuz metre. Ölümünden sonra III. Thutmose onun adını ve suretini birçok yerden kazıttı, dikilitaşların da etrafını duvarla çevirdi. Duvar dikilitaşları gözden sakladı, ama alt kısımlarındaki kabartmaları da hava koşullarından korudu. Silme girişimi kısmen koruma işlevi gördü.
Aynı şey Akhenaten için de yaşandı. Amon rahiplerine sırtını dönüp güneş kursu Aten'e yönelen firavun, Karnak'ın hemen doğusuna kendi tapınağını yaptırdı. Ölümünden sonra bu tapınak taş taş söküldü. Ama taşlar atılmadı: Horemheb, sökülen blokları yeni yaptırdığı pilonların içine dolgu malzemesi olarak doldurdu.
Duvarın İçindeki Tapınak
Yirminci yüzyılda arkeologlar o pilonları açtığında içeriden binlerce küçük blok çıktı. Bunlara talatat deniyor; tek kişinin taşıyabileceği boyutta, ve her birinin bir yüzünde Akhenaten döneminin o tuhaf, uzun yüzlü, yumuşak hatlı kabartma üslubundan bir parça var. Toplamda on binlerce blok. 1960'lardan itibaren araştırmacılar her bloğu fotoğrafladı ve parçaları bilgisayarla eşleştirmeye çalıştı; arkeolojinin en erken bilgisayar destekli yapboz projelerinden biri. Yok edilmek için sökülen tapınak, yok edenlerin duvarının içinde neredeyse eksiksiz korunmuştu.
Legrain'in 1903'te bulduğu şey de buna benziyor. Yedinci Pilon'un avlusunda kazarken taş heykellere rastladı, kazdıkça heykel çıkmaya devam etti. Çukur taban suyuyla doldu, işçiler bel hizasına kadar suyun içinde çalıştı, heykelleri elleriyle yokladılar. Karnak Zulası denen bu çukurdan sekiz yüze yakın taş heykel ve on binlerce bronz figürin çıktı. Muhtemelen tapınak dolduğunda rahipler eski adakları saygıyla gömmüştü. Mısır'da bir yerin çöp çukuru, başka bir çağda müze koleksiyonu oluyor.
Bugün
Karnak, 1979'dan beri Teb ve Nekropolü Dünya Mirası alanının parçası. 2021 sonunda, Karnak'ı üç kilometre uzaktaki Luksor Tapınağı'na bağlayan sfenksli tören yolu, uzun bir kazı ve restorasyon çalışmasının ardından yeniden açıldı.
Asıl tehdit hâlâ 1899'da sütunları deviren şey: su. Çevredeki tarım sulaması taban suyunu yükseltti; su taşın gözeneklerinden yukarı çekiliyor, buharlaşınca içinde taşıdığı tuzu yüzeyde bırakıyor. Tuz kristalleri büyüdükçe kabartmaların yüzeyi pul pul dökülüyor. Son yıllarda tapınağın çevresine yeraltı suyunu aşağı çekmek için drenaj sistemi kuruldu. İki bin yıl boyunca her nesil buraya bir şey ekledi; şimdiki neslin işi ekleme yapmak değil, duranı yerinde tutmak.