Sahiplik Kütüğü
Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.
Hikâyesi
Derinkuyu'da bir adam, evini genişletmek için iç duvarlardan birini kırmaya başladı. Duvarın ardından beklediği gibi toprak değil, boşluk çıktı; boşluktan soğuk bir hava geliyordu. İçeri girdiğinde bir oda buldu, odanın ucunda başka bir oda, sonra aşağı inen basamaklar. Yıl 1963'tü ve kasaba, kaç kuşaktır, bir yeraltı şehrinin tam üstünde oturuyordu.
Aşağıda çıkanlar bir mahzenden fazlasıydı: ahırlar, şaraphaneler, erzak odaları, şapeller, kuyular ve yüzeye kadar uzanan havalandırma bacaları. Yapı kat kat aşağı iniyordu. Derinkuyu tek de değildi; Kaymaklı'dan başlayarak bölgeye yayılmış onlarca benzeri var, bazıları birbirine tünellerle bağlı.
Önce Kül, Sonra Rüzgâr
Bunun mümkün olmasının sebebi tamamen jeolojik. Erciyes ve Hasandağı gibi volkanlar, çok uzun bir zaman boyunca platoyu metrelerce kalınlıkta külle örttü. Kül sıkıştı ve tüfe dönüştü: el aletiyle kesilebilecek kadar yumuşak, ama kesildikten sonra ayakta kalacak kadar sağlam bir taş. Bazı yerlerde bu yumuşak katmanın üstüne çok daha sert bir kaya tabakası oturdu.
Gerisi yağmurun ve rüzgârın işi. Su, üstü açık kalan tüfü yıkayıp götürdü; sert kaya parçalarının altında kalan sütunlar ise kendi şapkalarının gölgesinde ayakta kaldı. Yani bugün fotoğrafı çekilen peri bacaları tasarlanmış şeyler değil, geriye kalanlar. Şapka düştüğünde altındaki koni de erimeye başlıyor.
Aynı yumuşaklık insanları da davet etti. Bir odayı günler içinde oyabiliyorsan, taş taşımak yerine taşı boşaltırsın.
Kayanın İçine Oyulmuş Bir Manastır Ülkesi
Bölge Roma'nın, sonra Doğu Roma'nın eyaletiydi; merkezi bugünkü Kayseri'ydi. Dördüncü yüzyılda Kayserili Basileios'un düzenlediği manastır hayatı Anadolu'da uzun süre etkili oldu ve Kapadokya vadileri bu hayat için fazlasıyla uygundu: yalıtılmış, savunulabilir ve kazması kolay.
Yüzyıllar içinde vadilere yüzlerce şapel, yemekhane, mezar odası ve hücre oyuldu. En tuhaf tarafı şu: oymacılar, ihtiyaçları olmayan bir mimariyi taklit ettiler. Hiçbir şeyi taşımayan sütunlar, hiçbir yükü aktarmayan kemerler, tek parça kayadan çıkarılmış tonozlar ve silmeler. Taş bloklarla örülmüş bir kilise nasıl görünüyorsa öyle görünsün diye, kayanın içinden fazladan malzeme söküldü.
Sonra duvarlar boyandı. Bazı kiliselerde yalnızca kırmızı aşı boyasıyla çizilmiş haçlar, şeritler ve geometrik desenler var. Bazılarında ise tam programlı figürlü freskler — Göreme'deki Tokalı, Elmalı, Çarıklı ve Karanlık kiliselerinde olduğu gibi.
Aşağıda Beklemek
Yeraltı şehirlerinin ne zaman kazılmaya başlandığı kesin değil; katların farklı dönemlerde büyütüldüğü düşünülüyor. Ksenophon, Anabasis'te Anadolu'nun içlerinde yeraltına oyulmuş, girişleri kuyu ağzına benzeyen evlerden ve içeride tutulan hayvanlardan söz eder. Toprağın altına yerleşme fikri, yani, çok eski.
En etkileyici ayrıntı koridorlardaki kapılar. Değirmen taşına benzeyen, yuvarlak, ağır taş diskler duvardaki bir yuvada durur ve koridoru kapatmak için yuvarlanır. Yalnızca içeriden itilebilecek biçimde yerleştirilmişler; dışarıda tutunacak bir kenar yok. Bu bir savaş sistemi değil, bir bekleme sistemi: tehlike geçene kadar aşağıda kalmak için. Havalandırma bacaları da o yüzden var — bir yeraltı şehrinin ne kadar dayanabileceğini duvarları değil, havası belirler.
Karanlığın İşe Yaraması
Göreme'deki Karanlık Kilise adını çok az ışık alan tek küçük penceresinden alıyor. İçerisi loştur. Tam da bu yüzden fresklerin mavileri ve kırmızıları, güneşe açık kiliselerdekinden çok daha canlı kaldı.
Ama bina uzun süre güvercinlerin kullandığı bir mekâna dönüştü ve yüzeyler is ile pislik altında kayboldu. Temizliği yıllar sürdü; boya tabakasını sıyırmadan üstündeki kabuğu almak gerekiyordu.
Güvercinlerin burada olması tesadüf değil. Vadi duvarlarında yüzlerce oyma güvercinlik var, bazılarının cephesi kireç ve boyayla süslü. Köylüler kuşları bağ ve bahçe gübresi için beslerdi. Aynı kaya, aynı el aletleriyle, bir yüzyıl kilise, bir yüzyıl kuşluk olarak oyuldu.
Bugün
Göreme Milli Parkı ve Kapadokya Kaya Siteleri 1985'ten beri UNESCO Dünya Mirası listesinde, hem kültürel hem doğal ölçütlerle. Sabahları vadilerin üstünde balonlar var, kayaya oyulmuş oteller dolu.
Tehdit iki taraflı. Tüf, onu peri bacası yapan hızla aşınıyor: kaya düşmeleri oluyor, oyma yapıların tavanları çatlıyor, bazı bölümler stabilite sorunları yüzünden kapatılıyor. Zelve'de yaşayanlar 20. yüzyılın ortasında çöküş riski nedeniyle başka bir yere taşındı. Diğer taraftan turizm baskısı ve yeni yapılaşma var; hem yüzeydeki manzarayı hem altındaki boşlukları zorluyorlar.
Bu vadilerde kimse uzun süre tek başına kalmadı. Bir grup oydu, başka bir grup içine yerleşti, sonra biri duvarı sıvadı, sonra biri sıvayı kazıdı, sonra bir adam kendi evinin duvarını kırdı ve altında bir şehir buldu. Taş hep aynı yerde durdu; içinde kimin oturduğu sürekli değişti.
Nerede
Göreme Açık Hava Müzesi, 50180 Göreme/Nevşehir
38.6431, 34.8286