41 · Türkiye · Yapım yaklaşık MÖ 9600

Göbeklitepe

Tarımdan ve yerleşik hayattan binlerce yıl önce, avcı-toplayıcıların diktiği dev taş anıtlar.

Bu kayıt kilitli

Türkiye eserlerine harcanan toplam $100 olduğunda açılır.

Açılışta$3
Paylaş X WhatsApp Görsel
Sıradaki Durak

Sahiplik Kütüğü

İlk İsim İçin Ayrıldı

Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.

$3

Hikâyesi

Klaus Schmidt'in çakmaktaşları arasında ilk T-sütunun köşesini fark ettiği an

1994 yılının sonbaharında, Alman arkeolog Klaus Schmidt Şanlıurfa yakınlarındaki kuru, tozlu bir tepede yürüyordu. Burası yerel halkın "Göbekli Tepe" dediği, üzerinde tek bir dut ağacı barındıran yassı bir tepeydi. Aslında otuz yıl önce Şikago ve İstanbul üniversitelerinden gelen araştırmacılar burayı incelemiş, ancak yüzeyde duran kireçtaşı bloklarını görüp buranın sıradan bir Bizans ya da Ortaçağ mezarlığı olduğuna karar verip geçmişlerdi. Schmidt ise yerde başka bir şey gördü: adım attığı her yer, binlerce çakmaktaşı yongası ve alet kırığıyla doluydu. Tepe doğal bir yükselti değildi; insan eliyle yığılmış devasa bir höyüktü. Schmidt, topraktan hafifçe baş gösteren kireçtaşlarının mezar taşı olmadığını, binlerce yıl öncesinden kalma devasa yapıların üst sınırları olduğunu o gün anladı.

Ertesi yıl kazılar başladığında, insanlık tarihinin en büyük ezber bozan keşiflerinden biri de başlamış oldu. Toprağın altından çıkan şey, tarım yapmayı, yerleşik hayata geçmeyi, çömlek üretmeyi ve hatta maden kullanmayı henüz bilmeyen insanların yarattığı anıtsal bir merkezdi.

Tapınak Şehirden Önce Geldi

Göbeklitepe’deki en eski yapılar milattan önce 9600 civarına, yani günümüzden yaklaşık 11.500 yıl öncesine tarihleniyor. Bu, İngiltere’deki Stonehenge’den 6000, Mısır Piramitlerinden ise 7000 yıl daha eski olduğu anlamına geliyor. O güne kadar arkeoloji dünyasında kabul gören genel teori şuydu: İnsanlar önce tarımı keşfetti, sonra yerleşik hayata geçip köyler kurdu, ardından organize dinler ve tapınaklar doğdu. Göbeklitepe bu sıralamayı tamamen tersine çevirdi. İnsanlar henüz avcı-toplayıcıyken, hiçbir köy veya şehir yokken bir araya gelmiş ve bu devasa anıtları dikmişlerdi. Yani din ve ortak inanç, yerleşik hayatı ve tarımı tetikleyen asıl unsur olmuştu.

Yuvarlak taş duvarların merkezinde yükselen ikiz T-sütunları

Bu yapıları inşa etmek inanılmaz bir organizasyon gücü gerektiriyordu. Ağırlıkları 10 ile 20 ton arasında değişen kireçtaşı sütunlar, birkaç yüz metre ötedeki taş ocaklarından ilkel aletlerle kesiliyor, insan gücüyle taşınarak dikiliyordu. Yuvarlak veya oval planlı duvarların merkezinde, birbirine bakan iki devasa T-sütunu yükseliyor, çevre duvarlarında ise daha küçük T-sütunları onları çevreliyordu. Bu T şeklindeki sütunlar aslında stilize edilmiş insan figürleriydi. Sütunun üst kısmı başı, dikey gövde kısmı ise insan bedenini temsil ediyordu. Kenarlarına dikkatle bakıldığında, gövdeye doğru uzanan kabartma kollar ve parmaklar açıkça seçilebiliyordu. Figürlerin kemerleri ve peştamalları vardı ancak yüzleri yoktu; onlar zamansız ve isimsiz devlerdi.

Kasıtlı Gömülen Sırlar

Sütunların üzerinde sadece insan kolları değil, o dönem avcılarının her gün karşılaştığı yaban hayatın detaylı kabartmaları yer alıyordu. Tilkiler, yaban domuzları, yırtıcı kuşlar, yılanlar, akrepler ve aslanlar, taş yüzeylerde adeta birer muhafız gibi bekliyordu. Sanatçıların bu sert taşları çakmaktaşı aletlerle nasıl bu kadar ince işleyebildiği bugün hâlâ büyük bir merak konusudur.

Sütunun yan yüzeyine kabartma olarak işlenmiş vahşi hayvan figürü

Ancak Göbeklitepe’nin en büyük gizemi yapılışında değil, kapanışindedir. Kazılar ilerledikçe arkeologlar tuhaf bir gerçeği fark ettiler: Bu yapılar zamanla eskidiği ya da yıkıldığı için terk edilmemişti. İnsanlar milattan önce 8000 civarında, yani yüzlerce yıl kullandıktan sonra, bu devasa tapınak alanlarını kendi elleriyle, tonlarca toprak, çakıl taşları ve hayvan kemikleriyle doldurarak tamamen gömdüler. Sanki kutsal bir alanı "kapatmak" ya da saklamak istemişlerdi. Bu kasıtlı gömme işlemi sayesinde, yapılar dış etkenlerden korunarak günümüze kadar neredeyse hiç bozulmadan ulaşabildi. Eğer avcı-toplayıcılar burayı özenle gömmeseydi, rüzgâr ve yağmur aşındırmasıyla bu taşlar çoktan toza dönüşmüş olacaktı.

Bugün

Göbeklitepe bugün Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün ortak koruması altındadır ve 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne kabul edilmiştir. Ziyaretçilerin alanı tahrip etmeden görebilmesi için üzerine çelik ve özel membran malzemeden devasa bir koruyucu çatı inşa edildi.

Bugün en büyük tehdit, binlerce yıldır toprak altında sabit nem ve sıcaklıkta korunan kireçtaşlarının, hava ve güneşle temas ettikten sonra hızla aşınmaya başlamasıdır. Koruma uzmanları, taşların yüzeyindeki mikro çatlakları durdurmak için sürekli kimyasal sağlamlaştırma çalışmaları yürütüyor. Göbeklitepe, yerleşik hayata geçişimizin sıradan bir ihtiyaçtan değil, bir araya gelme ve ortak bir rüyayı taşa kazıma arzusundan doğduğunu her gün hatırlatmaya devam ediyor.

Kaynaklar Ve İleri Okuma

Daha fazla okumak için kurumsal kayıtlar; hikâyedeki her ayrıntının doğrulandığı anlamına gelmez.

Nerede

Şanlıurfa
Türkiye

Örencik, 63290 Haliliye/Şanlıurfa

37.2233, 38.9224