Sahiplik Kütüğü
Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.
Hikâyesi
Mart sonunda bir ikindi, El Castillo'nun kuzey merdiveninin önünde on binlerce kişi bekliyor. Güneş alçaldıkça piramidin dokuz katlı köşesi, merdivenin yan duvarına üçgen gölgeler düşürmeye başlıyor. Önce bir, sonra iki, sonra yedi üçgen; gölgeler birleşip dalgalı bir gövde oluyor ve merdivenin dibindeki taş yılan başına bağlanıyor. Yılan, taşın üstünden aşağı iniyor. Ekinoksta tekrarlanan bu gösteri yaklaşık bir saat sürüyor. Maya mimarlarının bunu kasten mi tasarladığı, yoksa yönelimin başka bir hesabın yan etkisi mi olduğu tartışılıyor; ama her yıl kalabalığı toplayan, bu belirsizlik değil, yılanın kendisi.
Kuyunun Ağzındaki Şehir
Chichén Itzá adı, Yucatec Maya dilinde kabaca "Itzá halkının kuyusunun ağzında" demek. Kuyu, gerçek: bölgede nehir yok, su, kireçtaşının çöktüğü doğal çukurlarda, cenote'lerde toplanıyor. Şehir iki büyük cenote'nin yanına kuruldu ve bunlardan biri, Kutsal Cenote, yüzyıllarca kurban ve adak yeri olarak kullanıldı. Yerleşim milattan sonra altıncı yüzyıldan itibaren büyüdü; asıl güçlü dönemi dokuzuncu yüzyılla on birinci yüzyıl arasında, Maya dünyasının güneyindeki büyük şehirlerin çöküşüyle aynı zamana denk geliyor. Güney boşalırken Chichén Itzá, Yucatán'ın kuzeyinde ticaret, tören ve siyasi gücün merkezine dönüştü.
Şehrin en çok tartışılan yanı mimarisi. Bir kısmı klasik Maya üslubunda, Puuc tarzı taş işçiliğiyle; bir kısmı ise yüzlerce kilometre kuzeydeki Orta Meksika'nın, özellikle Tula'nın tarzında: tüylü yılan sütunları, sırtüstü yatan Chac Mool heykelleri, savaşçı kabartmaları. Yüzyıl boyunca bunu Toltek istilasıyla açıklamak moda oldu. Bugün pek çok arkeolog, bunun işgalden çok paylaşılan bir ticaret ağının ve ortak bir siyasi dilin sonucu olduğunu düşünüyor. Kesin olan, şehrin iki dünyanın kesişiminde durduğu.
El Castillo, ya da Kukulkan Tapınağı, bu kesişimin sembolü. Dört yüzünde 91'er basamak var; tepedeki platformla birlikte 365 ediyor. Dokuz kat, dört merdiven. Sayılar takvimle oynuyor ve bu bir tesadüf değil. Yanı başındaki Büyük Top Sahası ise Mezoamerika'nın bilinen en büyüğü, yaklaşık 168 metre uzunluğunda. Kenarındaki kabartmalar, oyunun sonunda bir oyuncunun başının kesildiğini gösteriyor. Kim olduğu, kazanan mı kaybeden mi, hâlâ tartışmalı.
Boşalan Şehir, Satılan Şehir
Chichén Itzá on üçüncü yüzyılda siyasi ağırlığını Mayapán'a kaptırdı. Tamamen terk edilmedi; Kutsal Cenote'ye hac ziyaretleri İspanyollar gelene kadar sürdü. 1530'larda Francisco de Montejo harabeleri kendi başkenti yapmaya çalıştı, birkaç yıl içinde Maya direnişi onu vazgeçirdi. Sonra orman. 1841'de John Lloyd Stephens ve Frederick Catherwood geldi; Catherwood'un çizimleri Avrupa ve Amerika'nın bu şehri ilk görüşü oldu.
Yirminci yüzyılın başında Edward Thompson adlı bir Amerikan konsolosu, harabeleri de içine alan haciendayı satın aldı ve 1904'ten itibaren Kutsal Cenote'yi bir tarakla dibe kadar taradı. Altın, yeşim, bakır, kumaş parçaları ve insan kemikleri çıktı. Bulduklarının büyük kısmını Harvard'daki Peabody Müzesi'ne gönderdi. Meksika bunu yağma olarak gördü, dava açtı; parçaların bir bölümü ancak on yıllar sonra, 1959 ve 1976'da geri geldi.
Asıl az bilinen hikâye şu: Chichén Itzá, Meksika'nın en ünlü arkeolojik alanı olduğu halde 2010'a kadar özel mülktü. Toprak, Thompson'dan sonra Barbachano ailesinin elindeydi; federal hükümet yapıları koruyor, altındaki arazi bir aileye ait kalıyordu. Yucatán eyaleti 2010'da araziyi aileden yüz milyonlarca pesoya satın aldı. Yani dünya harikası, daha on beş yıl öncesine kadar tapuda birinin adına kayıtlıydı.
Piramidin İçindeki Piramitler
El Castillo'nun içinde daha eski, daha küçük bir piramit olduğu 1930'lardan beri biliniyor; içinde kırmızı boyalı, yeşim gözlü bir jaguar tahtı var. 2015'te Meksikalı araştırmacılar elektrik direnç görüntülemeyle piramidin bir cenote'nin üstüne, suyun tam üzerine oturduğunu tespit etti. Ertesi yıl aynı ekip, içteki piramidin de içinde üçüncü, daha küçük bir yapı olduğunu açıkladı. Üç piramit iç içe, altında su. Maya dünyasında dağ ve mağara-su kavramı yaratılışın çekirdeği; inşaatçılar bunu bilerek seçmiş olabilir, ama bunu söyleyen bir yazıt yok.
Bir de ses. El Castillo'nun merdiveninin dibinde ellerini çırparsan, basamaklardan geri dönen yankı tiz, kuş cıvıltısına benzer bir sese dönüşüyor. Bazı akustik uzmanları bunun kutsal quetzal kuşunun ötüşünü taklit etmek için tasarlandığını öne sürdü. Kanıtlanmış bir iddia değil; ama birkaç bin kişinin aynı anda el çırptığı ekinoks ikindilerinde, piramit gerçekten ötüyor.
Bugün
Alanı Meksika'nın Ulusal Antropoloji ve Tarih Enstitüsü, INAH yönetiyor; 1988'den beri UNESCO Dünya Mirası. 2006'da bir ziyaretçinin merdivenden düşüp ölmesinin ardından piramide tırmanmak yasaklandı; yılda iki milyonu aşan ziyaretçi şimdi aşağıdan bakıyor. Tehdit, kalabalığın kendisi ve onun etrafında büyüyen her şey: alan içinde yüzlerce seyyar satıcı, Cancún'dan günübirlik gelen otobüsler, yakınından geçen yeni tren hattı. Şehir bin yıl önce suyun üstüne kurulmuştu; şimdi de suyun, yani cenote'lerin kirlenmesi, bütün Yucatán için tek gerçek uzun vadeli soru.