Sahiplik Kütüğü
Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.
Hikâyesi
Yangın önce şehirde çıktı, sonra katedrale sıçradı. Alevler çatı kirişlerine ulaştığında iş bitmişti: ahşap çatı çöktü, kurşun eridi, iç mekân bir gecede kül oldu. Sabah ayakta kalan şey batı cephesi, onun iki kulesi ve altındaki kriptaydı.
Ama Chartres için asıl felaket taş değildi. Katedralin bütün varlık sebebi burada saklanan bir kumaş parçasıydı: Meryem'e atfedilen bir örtü, 876'da Kel Charles tarafından kiliseye bağışlanmıştı. Hac trafiği, şehrin ekonomisi, katedralin ünü, hepsi ona dayanıyordu. Yangında yandığı düşünüldü ve şehir yasa büründü.
Üç gün sonra rahipler kriptadan çıktı. Kumaş yanlarındaydı; yangın başlayınca aşağı inmiş, kapıyı arkalarından kapatmış ve orada beklemişlerdi. Kalabalık bunu bir işaret saydı: Meryem eski binayı beğenmemişti, yenisini istiyordu. Bağışlar aktı ve inşaat neredeyse hemen başladı.
Bir Kuşakta Biten Katedral
Ortaçağ katedralleri genellikle yüzyıllara yayılır, üsluplar birbirine karışır, bir uç Romanesk kalırken öbür uç Gotikleşir. Chartres'ta bu olmadı. Gövdenin büyük kısmı otuz yıl kadar içinde tamamlandı ve bina bu yüzden tek elden çıkmış gibi durur. Gotik mimarinin nasıl çalıştığını anlamak için gidilen yer olması bununla ilgili.
Teknik hamle uçan payandalardı. Çatının ve tonozun yana ittiği yükü dışarıdaki taş kollar karşılayınca duvarın taşıyıcı olmasına gerek kalmadı. Duvar incelince yerini cam aldı. Chartres'ta yüz yetmiş civarında pencere var ve cam yüzeyin büyük bölümü hâlâ on üçüncü yüzyıldan kalma — dünyada bu ölçekte korunmuş başka bir ortaçağ vitray takımı neredeyse yok. Camdaki o derin mavinin nasıl elde edildiği uzun süre tartışıldı; bugün bile "Chartres mavisi" ayrı bir isim olarak anılır.
Bir önceki inşaat kampanyasından, on ikinci yüzyılın ortasından kalan bir ayrıntı da hikâyenin parçası: dönemin mektupları, şehirlilerin taş yüklü arabaları kendi elleriyle ocaktan şantiyeye çektiğini anlatır. Katedral yapmak o çağda yalnızca bir hükümdar işi değildi.
Yangından kurtulan tek şey batı cephesi değildi. On ikinci yüzyıl ortasından kalma bir vitray, sonradan "Güzel Camdaki Meryem" diye anılan pencere de kurtarıldı ve yeni binaya taşınıp yeniden yerleştirildi. Yani yangının içinden geçmiş bir cam, yangından sonra yapılmış duvarın içinde duruyor.
Aynı şey batı cephesindeki heykeller için de geçerli. Kral Kapısı denen bu bölümdeki uzun, ince sütun-figürler ortaçağ heykelinde bir dönüm noktası sayılıyor: taş, mimarinin süsü olmaktan çıkıp kendi başına duran bir insan figürüne dönüşmeye başlıyor. Altta ise Fransa'nın en geniş kriptası uzanıyor; on birinci yüzyıldan kalma galeriler binanın bütün çevresini dolaşıyor ve rahiplerin 1194'te üç gün beklediği yer orası.
Birbirini Tutmayan İki Kule
Batı cephesindeki iki kule aynı yüzyıla ait değil ve bunu saklamaya da çalışmıyorlar. Güneydeki sade taş külah on ikinci yüzyıldan; yalın, keskin, neredeyse süssüz. Kuzeydeki ahşap külah 1506'da yıldırım düşünce yandı ve yerine Jean de Beauce birkaç yıl içinde bambaşka bir şey yaptı: her yüzeyi işlenmiş, taş dantel gibi bir Geç Gotik külah. Dört yüz yıl arayla yapılmış iki kule yan yana duruyor ve kimse birini diğerine benzetmeye kalkmadı.
İçeride, nefin zemininde bir labirent var. Yaklaşık on üç metre çapında, tek yol, dönemeçlerle beraber iki yüz altmış metre kadar. On üçüncü yüzyılın başından kalma ve ne için yapıldığı kesin olarak bilinmiyor; hac yerine geçtiği, dua ederek yürünmesi için tasarlandığı söylenir ama ortaçağdan bunu açıkça anlatan bir belge yok.
Camlar Sandıklarda
Yirminci yüzyılda bu camlar iki kez yerinden söküldü. Birinci Dünya Savaşı'nda bir kez, İkinci Dünya Savaşı'nın hemen başında bir kez daha. 1939 sonbaharında ekipler iskeleye çıkıp panelleri tek tek çıkardı, numaraladı, samanla sandıkladı ve şehirden uzağa taşıdı. Katedral savaşı boş pencere boşluklarıyla geçirdi. Camlar geri döndüğünde her panelin nereye ait olduğu o numaralardan bulundu.
Kuleye Çıkan Subay
1944 ağustosunda Amerikan birlikleri Chartres'a yaklaşırken katedralin topçu ateşine tutulması emri verildi; Almanların kuleyi gözetleme noktası olarak kullandığından şüpheleniliyordu. Welborn Barton Griffith adında bir albay emri sorguladı ve tuhaf bir şey yaptı: yanına bir er alıp hatların ötesine geçti, katedrale girdi, kuleye çıktı ve içeride kimse olmadığını gördü. Sonra çanları çaldı — bina boş demekti. Emir geri alındı. Griffith aynı gün, yakındaki bir kasabada çarpışırken öldü.
Bugün
Katedral 1979'dan beri UNESCO Dünya Mirası listesinde ve hâlâ ibadete açık bir piskoposluk kilisesi. 2009'dan bu yana süren iç mekân temizliği tartışma konusu: yüzyılların isini alıp altındaki açık renkli sıvayı ortaya çıkaran çalışma, kimilerine göre binanın özgün halini geri veriyor, kimilerine göre onu bir daha kimsenin görmediği bir parlaklığa zorluyor. Zemindeki labirent hâlâ sandalyelerle kaplı duruyor, yılın belli günlerinde açılıyor ve insanlar sırayla yürüyor.