26 · Filipinler
Banaue Pirinç Terasları
Ifugao halkının dağ yamaçlarına elle oyduğu teraslar, bugün hâlâ ekiliyor.
Henüz kimse üstlenmedi. Kütüğü senin adın açar — $3 ile.
Sahiplik Kütüğü
Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.
Hikâyesi
Bir adam dağın yamacında, dizlerine kadar çamurun içinde, bir taşı bir başka taşın üstüne koyuyor. Ne harç var, ne çimento, ne de tekerlek; taşlar sırtta taşınmış, duvar elle örülmüş, duvarın arkası sıkıştırılmış toprakla doldurulmuş. Duvar bittiğinde arkasındaki düzlük bir havuz olacak ve o havuza pirinç ekilecek. Sonra bir üst duvar. Sonra bir üstteki. Bu hareket Luzon'un kuzeyindeki Cordillera dağlarında öyle çok tekrarlandı ki, bugün Ifugao'nun yamaçlarına baktığınızda dağı değil, dağa oyulmuş merdivenleri görüyorsunuz.
Kim, Ne Zaman
Banaue'nin hikâyesinde en tartışmalı soru bu. Turist broşürleri iki bin yıl der; bu rakam 20. yüzyılın başında Amerikalı antropologların tahminiydi ve o günden beri okul kitaplarında yaşıyor. Son yirmi yılda yapılan arkeolojik kazılar ve tarihlendirmeler başka bir tablo çiziyor: terasların önemli bir bölümü muhtemelen 16. ve 17. yüzyıllarda, yani İspanyolların adalara gelişinden sonra, ovalardan dağlara çekilen toplulukların eliyle genişletildi. İki tez de savunuluyor. Kesin olan şu: bu duvarları ören insanların yazısı yoktu, tarih bırakmadılar, ve teraslar yüzyıllar boyunca sürekli onarıldığı için hangi taşın ne zaman konduğunu söylemek neredeyse imkânsız.
Yaşı ne olursa olsun, sistemin kendisi mühendislik açısından olağanüstü. Her terasın tepesinde muyong denen bir orman parçası durur; ailelerin koruduğu bu ağaçlık, yağmuru tutup yavaş yavaş aşağı bırakır. Su, bambu oluklar ve toprak kanallarla en üst terastan başlayarak bir havuzdan diğerine akar. En üstteki tarla suyu alır, fazlasını alttakine verir, o da bir alttakine. Sistem dağın tepesinden nehre kadar tek bir organizma gibi çalışır; bir ailenin ormanını kesmesi, aşağıdaki on ailenin tarlasını kurutur. Mülkiyet hep vardı, ama suyun yolu kimseye ait değildi. Ifugao'da pirinç çoğu yerde yılda tek kez ekilir; tinawon denen yerel çeşitler soğuk dağ suyunda yavaş büyür ve hasat, bütün köyün aynı haftalarda tarlaya indiği bir bayram gibidir.
Dışarıdan Gelenler
İspanyollar 1500'lerden itibaren Filipinler'in ovalarını yönettiler, ama Cordillera'nın içine ciddi biçimde giremediler; dağlar ve dağlıların direnci üç yüz yıl boyunca Ifugao'yu uzak tuttu. Sonra 1898'de Amerika Birleşik Devletleri geldi. Amerikan yönetimi dağlara yol açtı, okullar kurdu, kafa avcılığını yasakladı, ve ilk kez dışarıdan gelen antropologlar terasları kayda geçirip fotoğrafladı. "Dünyanın sekizinci harikası" sloganı da o dönemin ürünü.
Dağlılar kendi tarihlerini farklı bir biçimde sakladı. Ifugao kadınları ekim ve hasat zamanlarında, tarlada çalışırken, hudhud denen uzun destanlar söyler; kahramanların, ataların, tarlalarla evlenmelerin ve kavgaların anlatıldığı bu şarkılar saatler sürer, bir kadın öncülük eder, diğerleri koro olur. Destanlar hiç yazılmadı; kulaktan kulağa, hasattan hasada aktarıldı. UNESCO 2001'de hudhud'u insanlığın sözlü mirası arasına aldı. Terasların hangi yılda yapıldığı bilinmiyor olabilir, ama terasların üzerinde söylenen şarkının sözleri hâlâ biliniyor.
Bilinmeyen Detay
Cordillera terasları 1995'te UNESCO Dünya Mirası listesine girdi, ama listeye giren yerlerin hiçbiri "Banaue" diye bildiğiniz o meşhur manzara değil. UNESCO beş küme seçti: Batad ve Bangaan (ikisi de Banaue belediyesi sınırlarında), Mayoyao, Hungduan ve Kiangan'daki Nagacadan. Karayolunun kenarındaki seyir terasından baktığınız, Filipin yirmi pesoluk banknotunun arkasına basılan Banaue merkez terasları ise listede değil; o bölgedeki yapılaşma kriterlere uymadığı için dışarıda bırakıldı. Yani dünyanın en ünlü pirinç teraslarının en çok fotoğraflanan kısmı, resmi olarak dünya mirası sayılmıyor.
Bugün
Teraslar ancak ekildikleri sürece ayakta kalıyor. Su havuzları boşaltılırsa duvarlar kurur ve çatlar; bir yağmur mevsimi, bakılmayan bir terası toprak kaymasıyla silebilir. Ve gençler gidiyor: Manila'ya, Hong Kong'a, Orta Doğu'ya. Bir terasta bir aileyi beslemeye yetecek pirinç, şehirde bir haftalık maaşa karşılık geliyor. 1990'daki Luzon depremi ve ardından gelen tayfunlar büyük çöküşlere yol açtı. Bazı bölgelerde terasları dev toprak solucanları içeriden oyuyor. Turizm bir yandan para getiriyor, bir yandan da yeni bir sorun: Batad'a yürüyen ziyaretçiler için açılan pansiyonlar, duvarlardan daha hızlı çoğalıyor.
UNESCO 2001'de bölgeyi Tehlike Altındaki Dünya Mirası listesine aldı; on bir yıl süren onarım, çiftçilere destek ve su sistemlerinin yenilenmesinden sonra 2012'de listeden çıkardı. Onarım dediğimiz şey, yüzyıllar önce olduğu gibi, bir adamın çamurun içinde bir taşı bir başka taşın üstüne koymasından ibaret. Ifugao'da bir tarlaya sahip olmak hiçbir zaman bir tapu meselesi olmadı; sahip olan, duvarı onaran kişidir. Onarmayı bırakan, birkaç yağmur mevsiminde sahipliği de kaybeder.