80 · Irak · Yapım yaklaşık MÖ 575

Babil

Kapısı Berlin'de duruyor, asma bahçelerinin var olduğuna dair tek bir Babil yazısı yok.

Bu kayıt kilitli

Kütükteki toplam hacim $2.000 olduğunda açılır.

Açılışta$3
Paylaş X WhatsApp Görsel
Sıradaki Durak

Sahiplik Kütüğü

İlk İsim İçin Ayrıldı

Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.

$3

Hikâyesi

Koldewey'in işçileri höyükten çıkan sırlı tuğla parçalarını sandıklara diziyor

1902'de Hillah yakınlarındaki bir toprak yığınında çalışan işçiler, kazmanın ucundan çıkan şeyi ilk gördüklerinde ne olduğunu anlamadılar: avuç içi büyüklüğünde, kenarları kırık, ama üstündeki mavi hâlâ diri duran sırlı tuğla parçaları. Kazıyı yöneten Alman mimar Robert Koldewey, bunların bir duvara ait olduğunu ve o duvarın bir yerlerde tamamının bulunduğunu düşündü. Haklıydı. Sonraki on beş yıl boyunca yerden on binlerce parça çıktı.

Koldewey'in çözmesi gereken sorun arkeolojik değil, neredeyse matematikseldi. Elinde bir yapbozun parçaları vardı ama kutunun kapağı yoktu. Parçalar numaralandı, sandıklara dizildi ve Berlin'e gönderildi. Orada, müzenin atölyelerinde, yıllar süren bir birleştirme işi başladı. Kapı 1930'da ziyarete açıldığında Babil'in bir bölümü artık Almanya'daydı ve bugün hâlâ orada.

Nehrin İki Yakasını Tutan Şehir

Babil, Fırat'ın iki yakasına kurulmuş, kanallarla bölünmüş bir ova şehriydi. Adının geçtiği en eski kayıtlar dört bin yılı aşkın bir geçmişe uzanıyor, ama bugün "Babil" denince akla gelen şehir büyük ölçüde tek bir kralın eseri: II. Nebukadnezar. MÖ 605'te tahta çıktı ve kırk yılı aşkın saltanatı boyunca şehri baştan kurdu.

Kerpiç, Mezopotamya'nın hem imkânı hem sınırıydı. Bölgede taş yoktu; olan şey çamurdu ve çamur yağmurda erirdi. Nebukadnezar'ın çözümü, önemli yüzeyleri fırınlanmış ve sırlanmış tuğlayla kaplamaktı. Sır, tuğlayı suya karşı korurken bir yandan da rengi mümkün kılıyordu: lapis lacivertine çalan bir mavi, üzerinde altın sarısı ve beyaz figürler.

İştar Kapısı'na çıkan Tören Yolu, iki yanı sırlı tuğla duvarlarla çevrili

Şehre kuzeyden giren tören yolu, iki yanı bu duvarlarla çevrili yaklaşık yarım kilometrelik bir koridordu. Duvarlarda yan yana yürüyen aslanlar vardı — Tanrıça İştar'ın hayvanı. Yolun sonundaki kapı da ona adanmıştı ve üzerinde iki hayvan dönüşümlü olarak tekrarlanıyordu: fırtına tanrısı Adad'ın boğası ve Marduk'un pullu, uzun boyunlu ejderhası muşhuşşu. Yılda bir kez, yeni yıl töreninde, tanrı heykelleri bu yoldan geçirilirdi.

Kapının hemen ötesinde Etemenanki yükseliyordu: katlar hâlinde daralan devasa bir zigurat. Bugün temelinden başka bir şeyi kalmadı, ama İbrani metinlerindeki Babil Kulesi anlatısının bu yapıdan beslendiği düşünülüyor.

Sahip Değiştiren Şehir

MÖ 539'da Pers kralı Kiros şehri aldı; anlatılara göre neredeyse çatışmasız. İki yüz yıl sonra Büyük İskender geldi ve Babil'i imparatorluğunun doğu başkenti yapmayı planladı. MÖ 323'te, otuz iki yaşında, o planı gerçekleştiremeden burada öldü. Ardından gelen yüzyıllarda ticaret kuzeye kaydı, kanallar tıkandı, kerpiç duvarlar yağmurla yavaşça toprağa döndü. Bir noktadan sonra Babil bir şehir değil, ovada bir tümsekti.

Yirminci yüzyılda ikinci bir yeniden inşa yaşadı. 1980'lerde Irak yönetimi eski duvarların üstüne yeni duvarlar ördürdü. Kullanılan tuğlaların bir kısmına, o duvarları yaptıran kişinin adı basıldı. Bunun tuhaf tarafı şu: Nebukadnezar da tam olarak aynı şeyi yapmıştı. Onun tuğlalarında da kendi adı yazıyordu. Aradaki iki bin beş yüz yıla rağmen ikisinin de aklına gelen çözüm aynıydı — sahipliğini malzemenin içine yazmak.

Kimsenin Yazmadığı Bahçeler

Babil'i dünyada tanınır kılan şey, muhtemelen orada olmayan bir şey: asma bahçeler. Antik dünyanın yedi harikasından biri sayılırlar, teraslar hâlinde yükselen, sulama düzeneğiyle beslenen bir bahçe olarak anlatılırlar — ve bugüne ulaşan hiçbir Babil metninde adları geçmez.

Bu sessizlik dikkat çekici. Nebukadnezar yaptırdığı işleri ayrıntısıyla yazdırmış bir kraldı; duvarları, kapıları, tapınakları tek tek saydı. Şehrinin ortasında böyle bir bahçe olsaydı bundan söz etmemesi zor. Bahçeleri anlatan kaynakların hepsi çok daha geç tarihli Yunan yazarlar ve hiçbiri Babil'i kendi gözüyle görmemiş görünüyor.

Bir açıklama, bahçelerin başka bir şehre ait olduğu yönünde. Asurbilimci Stephanie Dalley, tarifin kuzeydeki Ninova'ya ve kral Sanherib'e uyduğunu savundu: orada teraslı bir bahçenin ve onu besleyen su kemerlerinin kayıtları var. Bu doğruysa, iki bin yıldır yanlış şehrin adını anıyoruz.

Bugün

Babil 2019'da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi. Alan zorlu bir durumda: 2003'ten sonra bir bölümü askerî üs olarak kullanıldı, ağır araçlar geçti, tabakalar karıştı. Yeraltı suyunun yükselmesi kerpici alttan çürütüyor. Yakınından geçen boru hatları ve yollar sürekli tartışma konusu.

Kapı ise hâlâ Berlin'de. Onu görmek isteyen biri Irak'a değil Almanya'ya gidiyor, ve gördüğü şey bir kopya değil, gerçek tuğlaların yeniden dizilmiş hâli. Bugün Babil'de, kapının bir zamanlar durduğu yerde, ondan küçük bir maket duruyor.

Kaynaklar Ve İleri Okuma

Daha fazla okumak için kurumsal kayıtlar; hikâyedeki her ayrıntının doğrulandığı anlamına gelmez.

Nerede

Hillah
Irak

Babil Governorate, near Al Hillah

32.5423, 44.4211