Sahiplik Kütüğü
Kütük boş. İlk üstlenen buraya kalıcı olarak yazılır — $3 ile.
Hikâyesi
1960'ların ortasında, Nubya çölünde bir vinç kablosunun ucunda bir firavun yüzü sallanıyordu. Yüz, otuz santimlik testerelerle kayadan ayrılmış numaralı bir bloktu ve birkaç ton ağırlığındaydı. İşçiler onu yavaşça indirip kamyona koydu. Kamyon iki yüz metre geriye, altmış beş metre yukarıya, tapınağın yeni yerine gitti.
Sebep Asvan Yüksek Barajı'ydı. Baraj Nil'in taşkınlarını kontrol altına alacaktı, ama arkasında biriken göl Nubya'nın tapınaklarını sular altında bırakacaktı. Mısır ve Sudan 1959'da UNESCO'dan yardım istedi, ortaya elli ülkenin katıldığı bir kampanya çıktı. Abu Simbel'in çözümü en radikal olanıydı: kayaya oyulmuş bir yapıyı kayadan söküp başka bir yere monte etmek.
Kendine Dağ Oyduran Adam
Tapınakların ikisi de II. Ramses döneminde, kabaca MÖ 13. yüzyılın ortasında yapıldı. Büyüğü Ramses'in kendisine ve üç büyük tanrıya adanmış; cephesinde oturur halde dört dev Ramses heykeli var, her biri yirmi metre civarında. Küçük tapınak eşi Nefertari'ye ve tanrıça Hathor'a adandı. Buradaki ayrıntı önemli: küçük tapınağın cephesindeki Nefertari heykelleri, kralın heykelleriyle aynı boyda. Mısır sanatında kraliçe neredeyse her zaman kralın diz hizasında gösterilir; burada gösterilmiyor.
Yer seçimi de mesajın parçasıydı. Abu Simbel Mısır'ın güney sınırında, Nubya'ya bakan bir noktada. Nil'den yukarı çıkan herkes ilk olarak bu dört yüzü görüyordu. İçeride, salonun duvarlarında Kadeş Savaşı'nın kabartmaları var: Ramses tek başına savaş arabasında, Hitit ordusu dağılmış halde. Aynı savaşın Hitit tarafında yazılmış anlatısı da günümüze ulaştı ve olayı oldukça farklı anlatıyor. İki metin de aynı savaşı zafer olarak sunuyor.
Yılda İki Sabah
Büyük tapınağın en çok konuşulan özelliği bir hesap. Cephedeki kapıdan giren güneş, altmış metrelik bir koridoru geçip en içteki odaya ulaşıyor ve orada oturan dört heykelden üçünü aydınlatıyor. Bu yılda iki kez, şubat ve ekim aylarında oluyor. Dördüncü heykel, yeraltı tanrısı Ptah, ışığın ulaşmadığı köşede kalıyor ve karanlıkta duruyor.
Taşıma sırasında mühendislerin en çok uğraştığı şey buydu. Tapınak yönü derece derece hesaplanarak yeniden kuruldu; yine de olay artık eski tarihinden yaklaşık bir gün kaymış durumda.
Kesme işi de göründüğünden zordu. Kum taşı kırılgan; kalın bir testere bıçağı yüzeyi paramparça ederdi. Ekipler bu yüzden ince el testereleriyle çalıştı, kesikleri heykellerin yüz hatlarından ve kabartma yüzeylerinden uzak, mümkün olduğunca gizli yerlerden geçirdi. Blokların ağırlığı yer yer yirmi tonu aştı. Her biri numaralandı, fotoğraflandı, kamyonla yukarı çıkarıldı ve yeni cephede sırasını bekledi. Aynı anda çölün ortasında yeni bir tepe inşa ediliyordu, çünkü tapınağın oturacağı dağ orada yoktu.
Bacağa Kazınmış İsimler
Tapınak, yapıldıktan sonraki yüzyıllarda kumla doldu ve unutuldu. Ama tamamen değil. Dev heykellerden birinin bacağında, Yunan alfabesiyle kazınmış bir yazıt var. MÖ 6. yüzyılda firavun II. Psamtik'in ordusuyla güneye giden paralı askerler yazmış: nereye kadar gittiklerini, komutanlarının adını, kendi adlarını. Bilinen en eski Yunanca yazıtlardan biri, dünyanın en eski sınır taşlarından birinin bacağında duruyor.
Modern dünya tapınakları 1813'te yeniden fark etti; bir İsviçreli gezgin kumun üstünde duran başları gördü. Girişi açıp içeri girmek dört yıl daha aldı. Dev heykellerden birinin üst kısmı çok daha önce, muhtemelen bir depremde çökmüştü. 1960'lardaki taşıma sırasında bu parçalar da numaralanıp taşındı ve yeni yerde bilerek yine düşmüş halde, aynı dağınıklıkla yerleştirildi.
Bugün
Bugün gördüğünüz dağ dağ değil. Tapınakların arkasında beton bir kubbe var; kubbenin üstü kaya ve toprakla kaplanmış, cephe de aynı açıyla yeniden kurulmuş. Yapı 1968'de tamamlandı. Bin küsur parçaya bölünen iki tapınak, dört yılda yerine oturdu.
Bu operasyonun asıl mirası taşınan taşlar değil. Elli ülkenin bir başka ülkenin tapınağını kurtarmak için para vermesi yeni bir fikirdi ve doğrudan 1972 Dünya Mirası Sözleşmesi'ne yol açtı. Abu Simbel 1979'da, kurtarıldığı diğer Nubya anıtlarıyla birlikte o listeye girdi.
Şimdiki sorunlar daha sessiz. Nasır Gölü'nün nemi ve ziyaretçilerin nefesi iç odalarda tuz ve nem sorunu yaratıyor, kabartmaların yüzeyi izleniyor. Kesildiği yerlerin izi hâlâ görülebiliyor; bakarsanız blokların birleşme çizgilerini fark edersiniz. Üç bin yıl kayanın içinde durdu, sonra kayadan çıkarıldı ve kendi kopyasının içine yerleştirildi. Yerinde duran tek şey artık fikir.